9 Nisan 2014 Çarşamba

Mut


O kaddar mutsuzum ki mutlu insan görmek midemi bulandırıyor.
Hep mi neşeli olmam gerekiyor? Değilim ulan işte! Mutsuzken mutlu taklidi yapamıyorum artık. Insan mutsuzluktan ölebilir mi acaba?
Yorganı kafama çekip sonsuza kadar uyumak istiyorum!

4 Nisan 2014 Cuma

Havuç


Zaten boktan bir sabahla başladı gün, hani derlenip toparlansa dert etmeyeceğim ama bi türlü olmadı.  Bildiğin,  aynı teraneler hep.  Ya sabır,  sus kızımlarla geçen günün akşamı.  
Üstüne bir de akşam yemek yaparken parmağımı rendeledim havuç yerine , aslına bakarsan ilk başta kanamadı ama kanamaya başlayınca da durmadı. Yooo acımadı daha doğrusu acı denemezdi. Bir an sesleneyim de yardıma gelsin en azından durmayan kandan dolayı yaptığım paniği dindirsin diye aklımdan geçti. Hemen vazgeçtim.  Sonuçta,  gelse ya bağırıp çağıracak ki bugünlerde tek yaptığı o, ya offlayıp puflayacak yada kanı görünce bayılacak. Gereksiz! Zaten yorulmuşum bütün gün.
O an işte tam o an saçma sapan ağlamaya başladım.  Hayır parmağımın acısından değil günün getirdiği ya da götürdüklerinden mi bilemiyorum yoksa onca zaman biriken ve gerekli gereksiz ortaya çıkan yalnızlığımdan mı bilemiyorum.  Ağladım, sessizce! En çok da o koydu biliyor musun?
Olay belki de bildiğin havuçtandı!

28 Mart 2014 Cuma

MOR

Bugün günlerden öyle bir mor ki derin mor! Anlatmadan anladığım, konuşmadan dinlediğim.  Çok başka.  Mor sadece.

15 Mart 2014 Cumartesi

Af!

Sustun ya,
Durdun ya,
Affedemiyorum.

24 Şubat 2014 Pazartesi

Gölge

Arnavut kaldırımlı dar bir sokakta koşuyorum.

Nefes nefese göğsüm acıyor sanki akciğerlerime milyonlarca iğne saplanıyor. Karanlık. Bir kaç evde yanan floresan ışığının sokağa süzülmesi dışında karanlık. Ay da bulutların ardına saklanmış zaten. Tam sokağın sonuna geliyorum ki ayağım takılıyor bir taşa yere kapaklanıyorum.

Avuç içlerim, özellikle de sol dizim parçalanmış. Ilık ılık kan sızıyor dizimden. Ayağa kalkmam gerek ama o gücü bulamıyorum kendimde. Koşmam lazım, yetişmem lazım. Anlatacaklarım var. Hafif bir rüzgar esiyor.

Ay bulutların ardından çıkıyor, köşeyi dönen gölgesini görüyorum. Yetişmem iyice imkansızlaşıyor, sessizce iki damla düşüyor gözlerimden. Damla deniz olacak biliyorum. Dudaklarımı parçalarcasına ısırıyorum. Ciğerlerim parçalanıyor, dizim acıyor.

Uyanıyorum.

23 Şubat 2014 Pazar

Mesel(a)e

Bak yine gece tüm ağırlığıyla inmiş odaya. Uykudan ses soluk yok yine. Oysaki, bu sabah da birşeyleri belki bugün yoluna koyarız diye başlamıştın güne. Bugün başka olacak diye! Bir film vardı, adam her sabah uyandığında yine aynı güne başlıyordu da ertesi gün bir türlü gelmiyordu. Sanki öyle bir kısır döngü içinde sürüp gidiyor hayat dediğin.
Yaşlanıyor ve yalnızlaşıyoruz hızla. Hayallerimizden uzaklaşıyor daha da içimize dönüyoruz. Çocukken ne güzelmiş. Korkusuzca söyleyip düşündüklerimizi, yargılamadan dinliyor, gerçekten sevip seviliyormuşuz meğer. Aptalca bir büyüme hevesiyle...
Mesela kim seviyor seni yargılamadan bugün? Beklentisiz kim verebilir sevgisini? Ya da en son aşkla ne zaman dokundun birine? Klişe ama en son lafın gelişi olarak değil de hani tam yüreğinden kimi sevdin kime seni seviyorum dedin?
Ne eksilir yada ne artardı senden sen olsaydın bugün?

Sevilesim var benim şefkatle, sevesim var çok fena...

Tıkandı kaldı birşeyler yine.
Keyifsizim aslında o kadar.

16 Şubat 2014 Pazar

Gri

Yanındayım...
Görmesen de!
Duyuyor musun?